1. YAZARLAR

  2. Sena Karatay

  3. Bu babanın bir dini var mı?
Sena Karatay

Sena Karatay

Sosyolog
Yazarın Tüm Yazıları >

Bu babanın bir dini var mı?

A+A-

Tarihte kimi ideolojik yaklaşımlar devletin varlığını savunurken kimileri ise tam tersini savunuyorlardı.Devleti bir ailenin babasına benzetecek kadar kutsallaştıran yaklaşımlarda bulunmaktaydı. Bu benzetmenin kökenine inersek; baba bir evin güven kaynağıdır , otoritesidir. Aileyi bir arada tutan egemen güçtür. Devlet ise bir babanın soyut halidir. Toplumu bir aile olarak görürsek bu ailenin başına bir babanın şart olduğunu elbette söyleyebiliriz.

Biz insanlar yaratılışımız gereği kendimiz gibi etten kemikten olan diğer insanlarla bir arada yaşamaya entegre edilmiş olarak dünyaya geliriz. Beşeri anlamda önce bizi doğuran annemize büyüdükçe ailemize daha da büyüdükçe toplumdaki diğer insanlara bağımlı halde yaşamaya olan muhtaçlığımız artar. Bu bağımlılık ya da yeri gelince ayrışma, bize bir otoritenin gerekliliğini sunar. Bu otorite ise koşulsuz şartsız devlettir.

İnternette bir paylaşım sitesinde bir kullanıcının yazısına şait oldum. ‘Dünya üzerinde devletine ‘baba’ diye hitap eden başka hiçbir ulus yoktur’ ifadesini kullanmış bu arkadaşımız. Peki bizim bu bağlılığımızın, devleti bu kadar kutsal kabul edişimizin sebebi ne?

Öncelikle bizim dinimiz itaatkarlığı savunan bir dindir. Yaratılışımız gereği itaate yatkın oluşumuz bizden daha üstün güçleri kabul etme ve bu güçlere boyun eğme teslimiyetini de beraberinde getirir. Rabbimiz ve dinimizden sonra içine doğmuş olduğumuz aileye itaat ederiz. ‘Babaya ses yükseltilmez, anneye karşı gelinmez’ gibi ifadelerle dolu bir çocukluk geçirmişizdir hepimiz. Daha sonra eğitim hayatına atılırız, bizi daima kontrol eden bir eğitmenimiz vardır. Ve bu şekilde hayatımız boyunca birilerine daima itaat ederiz. Kısacası bu içgüdüye sahibizdir.
İşte bundan dolayıdır ki biz Türkler için devlet ‘baba’ konumuna yakıştırılacak kadar kutsalıık atfediyor.

Peki bizim bu babamızın bir dini var mı?

Bir siyaset dersimizde bir hocamızın sorduğu bir soruyla bu konuyu tartışmıştık. Soru ise şuydu ‘Devletin dini var mı?’

Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, her vatanın bir dini vardır. Toplumda çoğunluğun inandığı din, vatanın dinin oluşturur. Peki devlet de bu dinden nasibini alıyor mu ya da almalı mı?

Bildiğiniz gibi 10 Nisan 1928’de İsmet İnönü ve 120 arkadaşının teklifi ile sevgili laikçiler tarafından kaldırılmadan önce ‘Türkiye Devleti’nin dini islam’dı.

Daha sonra devlet o dönemlerde dinsizleşti, imansızlaştı. Çünkü laikliğin bize sözüm ona emrettiği kadarıyla bir devletin dini olamazdı. Gerekçesi ne mi? Eğer devlet bir dine mensup olursa tarafsızlığı ve objektifliği sağlayamaz, inananların dışındakiler için empati kuramaz. Bu gerekçe üzerine bir anlayış temellendirip devleti dinden uzaklaştırma çabaları işte…

Sevgili laikler şunu bilmiyorlardı ama. Devlet ile dini birbirinden ayırarak tarafsızlık falan sağlanmıyordu. Dinden ayrılan bir devlet yine taraf olmuş oluyor. Dinsizlerin tarafı.. Hadi bakalım şimdi dindarlara karşı empati kursun bu dinsiz devlet. Kuramazdı… Ki zaten o dönemlerde de kuramadı.. Devlet dinsizleşince halk da İslami yaşam tarzından uzaklaştırılmaya çalışıldı.. Batıdan gelen mecmualarla bizim Türk kadınlarımıza giyim kuşam dersleri verilmeye başlandı. Moda adı altında ‘çıplaklık’ öğretildi tabiri caizse…Sarıklara cübbelere peçelere savaş açıldı adeta. Sizce bu devlet dindar olanlara karşı empati mi kurmuş oldu? Hayır devlet ne tarafsız oldu ne de empati kurdu. Devlet kendine yeni bir din edindi.Bu din ‘laiklik’ diye yazıldı, ‘dinsizliğin dini’ diye okundu.

Bir de dipnotum var.Sadece din değil Allah muhafaza bir ara Türklüğümüze bile zeval geliyordu. Şapka kanunu geldi. Geldi gelmesine ama bir de şapkaların üstünden ‘Ay-Yıldız’ ibareleri kaldırıldı. Neden? İsmet İnönü’nün deyimi ile ‘Farkımız olmasın’ diye..Çünkü biz batının gavurlarına benzemeliydik. Özgün olmamalıydık(!).

Konuya geri dönersek eğer, şahsım adına şunu çok net söyleyebilirim ki bir ülkeden dini çıkarırsanız geriye hiçbir şey kalmayacağı gibi bir devleti dinden koparırsanız o devlet o milletin sesi olamaz.. Ve özellikle İslam dininin hakim olduğu bir ülkede ‘seküleriz’ diye ortalarda dolaşan bir devlet tutunamaz!

Tarihte bunun örneklerini cumhuriyetin kabul edildiği ilk yıllarda net bir şekilde gördük. Türk halkının tümü olmasa da azımsanmayacak kadar olan kısmı seslerini çıkaramamalarına rağmen iktidara karşı içten içte muhalefettiler. Çünkü Türk kültürü Batılılaşma adına hiçe sayılmıştı. Ve insanların yaşayış şekilleri tepeden inme ithal inkılaplarla değiştirilmeye çalışılıyordu. Bu yüzden halk karşısına çıkan ilk muhalefet partisinde aramıştı kurtuluşu.. Zaten seslerini çıkarmakta özgürleştikleri an başlarından indirdiler o laik devleti savunan partiyi. O gün bugündür de tek başına iktidar yapmadılar. Anlayacağınız sekülerlik falan hikaye bu millet için..

Uzun lafın kısası bir devletin dini olmalı sevgili okurlar. Bu demek olmuyor ki dindar bir devlet dinden uzak yaşayanlara zulmetsin, dinini yaşamayanları katletsin..Hayır! Herkese eşit davranmayı kendine misyon edinmiş, empati kurmayı görev bilmiş dindar bir devletten bahsediyorum. Dinsiz bir devlet, halksız bir devlet demektir çünkü. Ve gerçekten herkese eşit davranmayı ancak dindar, hak korkusunu kendine telkin etmiş,adaletli bir yönetici sağlayabilir.

Çünkü GANDHI’nin de dediği gibi;

‘Vicdanın Sesi bütün kanunların üstündedir’.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
7 Yorum