1. HABERLER
  2. GÜNDEM
  3. (YENİDEN) DHA İSTANBUL BÜLTENİ-2

(YENİDEN) DHA İSTANBUL BÜLTENİ-2

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İran'ın batısında meydana gelen ve Van'da da hissedilen depremle ilgili İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile telefonda görüştü.

(YENİDEN) DHA İSTANBUL BÜLTENİ-2

1-CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, İÇİŞLERİ BAKANINDAN DEPREMLE İLGİLİ BİLGİ ALDI

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İran'ın batısında meydana gelen ve Van'da da hissedilen depremle ilgili İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile telefonda görüştü. Erdoğan, depremden etkilenen bölgeler ve arama kurtarma çalışmalarıyla ilgili bilgi aldı.

======================

2- FATİH'TE OTOMOBİLLERİ KUNDAKLAYAN ŞÜPHELİLER KAMERADA

-Şüphelilerin araçları kundaklayıp, kaçmaları kameralara yansıdı.

Fatih'te 4 şüpheli park halindeki 9 otomobil kundaklandı. Şüphelilerin araçları yaktıkları anlara kameralara saniye saniye yansıdı.

Fatih, Ayvansaray Mahallesinde saat 03.15 sıralarında 4 şüpheli Mumhane Caddesinde park halindeki 9 araca yanıcı madde dökerek ateşe verdi. Araçlar kısa sürede alev topuna dönerken, şüpheliler olay yerinden yaya olarak kaçtı. Mahalle sakinlerinin ihbarıyla olay yerine itfaiye ekibi sevk edildi. İtfaiye ekiplerinin müdahalesiyle araçlardaki yangın söndürüldü. Polis ekipleri ise çevrede güvenlik önlemi alarak incelemede bulundu. Araçlarda oluşan hasar gündüz ortaya çıktı. Araçlar yandığı sırada oluşan patlamalarla çevredeki bazı dairelerin camlarının kırıldığı görüldü.

O ANLAR KAMERADA

Öte yandan şüphelilerin araçları yaktıkları anlar kameralara yansıdı. Görüntülerde, 4 şüpheli sokağa geliyor. Şüphelilerden 2'sinin elindeki bidon dikkat çekiyor. Şüphelilerden biri köşeye bidonu bırakıyor. Görüntülerin devamında sokağa giren şüpheliler araçların üzerine yanıcı maddeyi döküyor. Şüpheliler daha sonra koşarak kaçıyor.

Görüntü Dökümü:

---------------------

-GÜVENLİK KAMERASI

-Şüphelilerin sokağa gelişi

-Araçları yakmaları

-Kaçmaları

23.02.2020 -11.20 Haber Kodu : 200223064

=======================

3- FATİH'TE KUNDAKLANAN ARAÇLARDAKİ HASAR GÜNDÜZ ORTAYA ÇIKTI

Fatih'te maskeli kişi ya da kişilerce park halindeki 9 otomobil kundaklandı. Polisin şüphelileri yakalamak için başlattığı çalışmalar devam ederken, araçlardaki hasarın büyüklüğü ise gündüz ortaya çıktı.

Fatih, Ayvansaray Mahallesinde saat 03.15 sıralarında yüzleri maskeli kişi ya da kişiler Mumhane Caddesinde park halindeki 9 araca yanıcı madde dökerek ateşe verdi. Araçlar kısa sürede alev topuna dönerken, şüpheliler olay yerinden yaya olarak kaçtı. Mahalle sakinlerinin ihbarıyla olay yerine itfaiye ekibi sevk edildi. İtfaiye ekiplerinin müdahalesiyle araçlardaki yangın söndürüldü. Polis ekipleri ise çevrede güvenlik önlemi alarak incelemede bulundu. Öte yandan araçlarda oluşan hasar gündüz ortaya çıktı. Araçlar yandığı sırada oluşan patlamalarla çevredeki bazı dairelerin camlarının kırıldığı görüldü.

Otomobili yanan İbrahim Karaosman " Biz bir gürültüyle uyandık. Bütün araçlarda ateş vardı. Ben hortum takarak su ile müdahale etmeye çalıştım. Ama bir tesiri olmadı. Bir şey dökerek yaktılar. Alevleri görünce biz patlama olacak diye korktuk. Doğalgaz patlayacak evler yanacak diye düşündük." dedi.

Polisin olayla ilgili çalışması devam ediyor.

Görüntü Dökümü

---------------

-Araçlarda oluşan hasar (gündüz görüntüsü)

-Mahalle sakini röp

-Genel ve detaylar

23.02.2020 - 11.14 Haber Kodu : 200223061

========================

4- KADIKÖY'DE TAVUKLARI BESLERKEN KUYUYA DÜŞEN ADAMI İTAFİYE KURTARDI

Kadıköy'de tavukları beslemek için 3 katlı binanın bahçesine giren Yaşar Karakoç (64) 15 metrelik kuyuya düştü. Karakoç, itfaiye ekiplerinin çalışmasıyla düştüğü kuyudan kurtarıldı.

Olay, saat 08.30 sıralarında Kadıköy Göztepe Mahallesi Damak Sokakta meydana geldi. İddiaya göre Yaşar Karakoç (64)isimli bir kişi 3 katlı metruk binanın bahçesine girip, tavuklara yem vermek istedi. Bahçede bulunan ve üzeri tahta parçasıyla kapatılan kuyuyu fark etmeyen Karakoç, kuyuya düştü. Olayı fark eden mahalle sakinleri durumu itfaiye, sağlık ve polis ekiplerine haber verdi. Yaşar Karakoç itfaiye ekiplerinin uzun uğraşları sonucu uzatılan ipe bağlanarak, kurtarıldı. Karakoç, ambulansla Göztepe Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne götürüldü. Karakoç'un sağlık durumunun iyi olduğu öğrenilirken, Karakoç'u kurtarmak için kuyuya giren bir itfaiye eri de kısa süreli rahatsızlık yaşadı.

Görüntü Dökümü

-itfaiye ekiplerinin çalışması

-kuyudan çıkarılma anı

-ambulansa kaldırılması

-itfaiye erinin fenalaşması

-genel ve detay

23.02.2020 - 10.11 Haber Kodu : 200223039

=========================

5- BEYOĞLU'NDA METRUK BİNADA ÇÖKME

Beyoğlu'nda metruk olduğu öğrenilen binanın iç kısmında kısmi çökme meydana geldi. Olayda ölen ya da yaralanan olmazken binanın çökme riskine karşın sokak yaya ve araç trafiğine kapatıldı.

Çukur Mahallesi Peşkirci Sokakta bulunan 2 katlı metruk binada sabaha karşı kısmi çökme meydana geldi. Gürültüyü duyan çevredeki vatandaşlar durumu hemen itfaiye ve polis ekiplerine bildirdi. Olay yerine gelen itfaiye ekipleri binanın içerisinde arama yaptı. Aramalar sonucu binada kimsenin olmadığı anlaşıldı. Binanın tamamen yıkılma tehlikesine karşı sokağın bir kısmı yaya ve araç trafiğine kapatıldı. AFAD ekipleri de olay yerine gelerek binada inceleme yaptı.

Görüntü Dökümü

----------------------

-İtfaiye araçlarından detay görüntü

-İtfaiye ekiplerinden detay görüntü

-Binadan detay görüntü

-AFAD ekiplerinden detay görüntü

-Sokağın kapatılması

-Genel ve yakın detaylar

23.02.2020 - 09.55 Haber Kodu : 200223034

=========================

6-(ÖZEL) SULTANGAZİ'DE İLGİNÇ HIRSIZLIK; GÜPEGÜNDÜZ APARTMANIN KAPISINI ÇALDILAR

SULTANGAZİ'de, bir apartmanın dış kapısı güpegündüz hırsızlar tarafından çalındı. Çalınan kapının tamir edilmek üzere götürüldüğünü düşünen apartman sakinleri hırsızlara müdahale etmedi. Gerçek ise apartman sahibinin aranmasıyla ortaya çıktı.

Olay, Ordu Caddesi'nde perşembe günü saat 17.30 sıralarında meydana geldi. Cadde üzerinde bulunan 5 katlı apartmanın önüne yaya olarak gelen iki kişi, apartmanın dış kapısını söktü. Olayı gören apartman sakinleri bina sahibinin kapıyı tamire gönderdiğini düşünerek, kapıyı söken iki kişiye herhangi bir müdahalede bulunmadı ve kapıyı sökenlerden şüphelenmedi. Kapıyı söken iki kişi daha sonra çaldıkları kapıyı tutarak olay yerinden uzaklaştı. O anlara tanık olan bir bina sakini, kapının geri gelmemesi üzerine durumdan şüphelenerek bina sahibini aradı. Bina sahibinin aranmasıyla da gerçek ortaya çıktı.

"OLAYI ÖĞRENDİĞİMİZ DE HEPİMİZ GÜLDÜK"

Bina sakinlerinden Şadiye Kara daha öncede apartmanda benzer bir durumun yaşandığını belirterek, "Biz o gün evdeydik. Evde komşularım vardı. Hiç duymadık. Oğlum eve gelip bize "anne kapıyı çalmışlar. Ben ev sahibine söylemeye gidiyorum" dediğinde öğrendik. Hepimiz güldük yani. Bir komşumuz görmüş. O da ev sahibinin kapıyı tamire alacağını düşünmüş. Gülünecek bir durum. Güpegündüz yapılacak bir şey mi bu? Çok eskiden çatı katımızdaki balkonun kapısı da çalınmıştı. Benim evime bile üç sefer hırsız girdi. En sonda dairemize çelik kapı yaptırdık. Gerçi hırsıza da kilit dayanmıyor. Evden çıkmaya korkuyorum. Nasıl bırakacağım evimi" dedi.

"DEMEK Kİ, HIRSIZ KAPIYI DA ÇALABİLİYORMUŞ"

Olayın yaşadığı yerde esnaflık yapan Servet Eşsiz "Ben karşıda esnafım. Dün saat 16.00 sıralarında 2 tane genç geliyor. Binanın kapısını söküp gidiyorlar. Eskiden "hırsız geldi mi evde neyi çalmaz? Kapıyı çalmaz" derlerdi. Ama artık olan oldu. Demek ki, hırsız kapıyı da çalabiliyormuş. İlginç bir olay. Güpegündüz bir kapı çalma olayı. O saatte bir komşu fark ediyor. Gençlere, "ne yapıyorsunuz?" diye soruyor. Kapının tamire gideceğini sanıyor. Ondan sonra bakıyor kapı gelmiyor. Mal sahibini arıyorlar. Mal sahibi de, kimseyi göndermediğini söylüyor. Meğer kapı gitmiş" dedi.

Görüntü Dökümü:

---------------------

-Kapısı çalınan apartmandan detaylar

-Apartman girişinden detaylar

-Bina sakini Şadiye Kara rop

-apartmanın karşısında esnaflık yapan Servet Eşsiz ile rop

-Genel ve detaylar

23.02.2020 - 09.58 Haber Kodu : 200223036

============================

7-(ÖZEL) SULTANGAZİ'DE KIZ TARAFI DÜĞÜNÜ İPTAL EDİNCE DAMAT SOLUĞU KARAKOLDA ALDI

SULTANGAZİ'de resmi nikâhı kıyılmasına rağmen düğüne 2 gün kala düğünden vazgeçince geline verdiği bilezikleri geri alamayan damat dolandırıldığını iddia ederek şikayetçi oldu.

Sultangazi'de yaşayan Hüseyin Özer, yaklaşık 6 ay önce K.S. ile nişanlandı. Kısa bir nişanlılık süresinin ardından yaklaşık 3 ay önce gençlerin resmi nikâhı kıyıldı. Aile üyelerinin katıldığı nikâh sonrası, gençler düğün tarihini belirleyerek davetiye bastırdı. Cebeci Mahallesi'nde bir ev düzen genç çift ve ailesi düğün hazırlıklarını tamamlayıp 22 Şubat Cumartesi günü yapılacak olan düğün saatini beklemeye başladı. Düğüne iki gün kala kız tarafı düğünü iptal etti. K.S.'de Özer'den ayrılma kararı aldı. Bunun üzerine Hüseyin Özer, nişan töreninde takılan takıları kız tarafından istedi. Kız tarafı iddialara göre, yaklaşık 57 bin TL'yi bulan 8 adet bileziği vermeyeceğini söyleyince, Özer Ailesi soluğu karakolda aldı. Kız tarafının kendilerini dolandırdığını öne süren Özer Ailesi, K.S, ve ailesinden şikayetçi oldu.

150 BİN LİRA MASRAF YAPTI

Kız tarafı ile aralarında hiçbir tartışma yaşanmadığını belirten Hüseyin Özer, "3 sene önce kızı istemeye gittik. Ailesi "kız ufak" diye vermedi. O süre zarfında kız başka biri ile nişanlanmış. Öbür tarafın istekleri karşılamadığından dolayı nişanı atmışlar. Kızın babası benim yanıma geldi. "Kızımı gel sana vereceğim" dedi. Ben de anneme, babama danıştım. Annem de gitti istedi, verdiler. Evlenme teklifim oldu. Söz oldu, nişan oldu. Resmi nikâh kıydık. Evimizin eşyaları geldi. Evimiz hazır. Düğüne hazırlık yaptık. Düğün davetiyelerimiz basıldı. Davetiyeleri dağıttık. Memleketten düğün için akrabalarımız geldi. Düğünümüz bu Cumartesi günüydü. Düğüne üç gün kala evlerine gittim. Kız tarafı düğün olmayacağını söyledi. Yaklaşık 57 bin TL'yi bulan 8 tane nişanda takılan bilezikleri vermediler. Kendi hakları olduğunu, altınların kıza düştüğünü söylediler. Aramızda hiçbir ilişki geçmediği için onlara düştüğünü sanmıyorum. Düğün hazırlıkları için toplam 150 bin TL harcadım. Karakola giderek kendilerinden şikâyetçi oldum. Onlar da kendilerini tehdit ettiğimi söyleyerek benden şikâyetçi oldu. Ben kimseyi tehdit etmedim. Altınlarımın üzerine yatmak istiyorlar. Neden olduğunu bilmiyorum. Aramızda hiçbir tartışma geçmedi. Düğüne iki gün kala iptal edilmesi zoruma gitti. Ben mağdurum, dolandırıldım. Bana yapılan şeyin başka kimsenin başına gelmesini istemiyorum. Ben artık onu istemiyorum. Benim için bitti" dedi.

"DEMEK Kİ, EVLENMEDEN BOŞANILIYORMUŞ"

Oğlunun yaşadıklarıyla ilgili konuşan Hüseyin Özer'in annesi Nejla Özer ise, "Biz bu kızı 3 sene önce ailesinden istedik. Yaşı küçük diye o zaman vermediler. Bu kız daha sonra bir çocukla sözleniyor, sözü atıyor. Ailesi bir gün kapımızı çaldı. Oğlumun kızlarını görmesini istediler. Ben de oğlumu aldım gittim. Yaklaşık 6 aydır tanışıyorlar. Söz yaptık, nişan yaptık. Düğüne 3 ay kala resmi nikâhlarını kıydık. Düğün salonunu tuttuk. Düğün davetiyelerimizi dağıttık. Şimdi de istemiyorlar. Biz mağduruz, dolandırıldık. Çocuğumun bileziklerini vermiyorlar. Yaklaşık 150 bin TL zararımız var. Benim çocuğum mağdur. Biz düştük bu tuzağa başkaları düşmesin. En ufacık bir şeyi onlar kusur sayıyorlar. Ama çocuğumun yaptığı kusur sayılacak bir hata değil. Gittik ailenin yanına "çocuğumuzun ne kusuru varsa affedin" dedik. Özür diledik. "Gerekirse ayağınızın altını öperiz" dedik. Ama "istemiyoruz" dediler. Niçin böyle yaptılar bilmiyoruz. Bir de tanıdığımız, bildiğimiz bir aile. Abimin kiracılarıydılar. Komşuyduk. Düğünü iptal ettikleri için kardeşimi nişanda takılan takıları almaları için gönderdim. Ufak tefek yüzüğüydü, küpesiydi, saatiydi, bilekliğiydi onları vermişler. Baktık bilezikleri göremedik. Aradık önce "bilezikler biz de değil" dediler. Sonra resmi nikâh olduğu için güya onların hakkıymış. Bizde karakola gittik şikâyetçi olduk. Boşanma davası açılacak. Aralarında hiçbir şey geçmedi. Biz boşanmalarını istiyoruz. Evlenmeden boşanılıyormuş demek ki. Çok üzgünüz. Biz yandık başkaları yanmasın" diye konuştu.

Görüntü Dökümü:

Hüseyin Özer'in evlilik teklifi cep telefonu görüntüsü

-Evlilik cüzdanı görüntüsü

-Kalacakları evin görüntüsü

-Nişandan fotoğraf görüntüsü

-Özer Ailesi'nden detaylar

-Hüseyin Özer röportaj

-Hüseyin Özer'in annesi Nejla Özer röportaj

-Genel ve detaylar

23.02.2020 - 12.05 Haber Kodu : 200223080

======================

8-SULTANGAZİ'DE SURİYELİ GENCİN TELEFONUN GASP EDEN ŞÜPHELİLER KAMERADA

SULTANGAZİ'de sokakta yürüyen Suriyeli gence saat sorup, ara sokağa çeken 3 şüpheli gencin telefonunu gasp etti. Yakalanan 3 şüpheli tutuklanırken, şüphelilerin Suriyeli gencin telefonunu gasp ettiği anlar kameralara yansıdı.

Olay, 12 Şubatta Sultangazi Uğur Mumcu Mahallesi'nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre sokakta yürüyen 17 yaşındaki Suriyeli S.C.'nin yanına gelen 3 şüpheli, gence saatin kaç olduğunu sordu. Şüpheliler daha sonra genci ara sokağa çekerek telefonunu gasp etti. Sultangazi İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri şüphelileri yakalamak için çalışma başlattı. Ekipler, sokaktaki güvenlik kamera görüntüleri inceledikten sonra, şüphelilerin bulunabilecekleri yerler tespit etti. Ekipler, aynı gün saat 23.30 sıralarında şüphelilerin gasp ettikleri telefonun kilidini kırdırmak için telefoncuya götürdüklerini tespit etti. Şüpheliler Emir B. (20), Salih Ç. (19) ve V.K. (17) 50. Yıl Mahallesinde yakalanarak gözaltına alındı. Şüphelilerin sorgusunda Emir B.'nin "Yağma", "Kasten Yaralama", "Kasten Yaralama/Mala Zarar Verme" olmak üzere 3 suç kaydı, Salih Ç.'nin "Kasten Yaralama", "Kasten Yaralama/Tehdit/Hakaret", "Kasten Yaralama/Yağma" suçlarından 3 suç kaydı, V.K.'nın ise "Hakaret" suçundan kaydı bulunduğu belirlendi. Emniyette işlemleri tamamlanan şüpheliler adliyeye sevk edildi. 3 şüpheli çıkarıldıkları mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Öte yandan şüphelilerin Suriyeli gencin telefonun gasp ettiği anlar güvenlik kameralarına saniye saniye yansıdı.

Görüntü Dökümü:

------------------

-Şüphelilerin Suriyeli genci gasp etmesi

-Şüphelilerin adliyeye sevk edilmesi

23.02.2020 - 12.05 Haber Kodu : 200223080

===========================

9- İSTİKLAL CADDESİ'NDE İŞ YERİNDE YANGIN

BEYOĞLU İstiklal Caddesinde iş yerindeki yangın itfaiye ekipleri tarafından söndürüldü.

İstiklal Caddesi üzerinde 5 katlı bir binanın 3. katında saat 09.00 sıralarında henüz bilinmeyen bir nedenle yangın çıktı. Binadan dumanların yükseldiğini gören çevredeki esnaf durumu itfaiye ekiplerine bildirdi. Kısa sürede olay yerine gelen itfaiye ekipleri yangına müdahale ederek, söndürdü. Yangında ölen ya da yaralanan olmazken iş yeri olarak kullanılan binanın 3. katında hasar medyana geldi. Öte yandan caddeden geçenlerin söndürme çalışmalarını cep telefonu kamerasıyla kaydettikleri görüldü

Görüntü Dökümü

----------------------

-İtfaiyenin çalışmaları

-Yanan yerden detay görüntü

-İtfaiye araçlarından detay görüntü

-Meraklı kalabalıktan detay görüntü

-Turistlerin cep telefonu ile çalışmaları kaydetmesi

-Genel ve yakın detaylar

23.02.2020 - 10.43 Haber Kodu : 200223050

=========================

10- 62 YAŞINDAKİ 42 YILLIK DAĞCI: İHTİYARLAŞMAYA KARŞI ÇIKMAK LAZIM

TÜRKİYE ve dünyanın birçok ülkesindeki dağlarda 42 yıldan bu lara tırmanışlar gerçekleştiren, bu konuda 10 kitap yazan Haldun Aydıngün (62), "Matematiksel olarak herkes bir şekilde yaşlanıyor. Ancak, ihtiyarlaşmaya bir şekilde karşı çıkmak lazım. Ben ihtiyarlamayacağım" dedi.

Boğaziçi Üniversitesi Endüstri Mühendisliği'nden mezun olan üniversiteye girdiği günden itibaren dağcılığa yönelen, bugüne kadar büyük bölümü dağcılık ve 1'i bilim kurgu içerikli 10 kitap, 270'ten fazla makale yazan Haldun Aydıngün, bugüne kadar tırmanma tutkusundan vazgeçmedi. İlk tırmanışını 1978'de Erciyes'te yaptığını, geçen 42 yılda dağcılıktan vazgeçemediğini ifade eden Aydıngün, "Türkiye'de genç nesilden çok iyi dağcılarımız var. Fiziksel olarak onlarla yarışmam mümkün değil ve böyle bir iddiam yok. Bu işi 42 yıldır sürdüren ve daha epey sürdürmeye niyetli biri olarak, özellikle yaşlanan insanlara anlatacak bir sürü hikayem olduğunu düşünüyorum" dedi.

Halen Avcılar'da bulunan Haldun Aydıngün, nesil olarak araştırma- macera tutkusu ile insanların bir yerlere gittiği Julian'ın hikayelerini okuyarak büyüdüğünü, bunun yanı sıra emekli komando tümgeneral amcası Reşit Aydıngün'ün anlattığı dağ hikayelerinden etkilendiğini belirterek, şöyle dedi:

"Babam da dağa çıkmış-tırmanmış, kayak yapmış, bir insandı. Onların hikayeleri sizi de etkiliyor. Belli bir yaşa gelince kamp yapmak, dağlara gitmek, o maceraları yaşamak istiyorsunuz. O gündür başladı, bitmedi bu heyecan. Çok yoğun çalıştığım dönemlerde de dağcılık yaptım. Mesela yurt dışına bir seyahat yaptığımda sona bir iki gün ekleyip tırmanışa gidiyorum. Bunu yapıyor olmak için yoğun çalışıyor olmanın sakıncası yok. Yeter ki siz kendi kafanızdan "Bu işe vakit ayıracağım, sürdüreceğim" diye bir plan yapın. İnsan vücudu hareket etmek üzere yaratılmış. Eğer hareket ettiremezseniz çok mutsuz oluyorsunuz. Dağa çıkarken oksijen azalıyor, kalbiniz hızla atmaya başlıyor. Aslında bunlar kötü şeyler değil. Özellikle doğuştan gelen bir kalp hastalığınız yoksa bu kalbimizin sağlığını çok arttırıyor. Vücudunuzdaki kemik yoğunluğundan tutun, kan dolaşımına kadar her şey düzeliyor."

Haldun Aydıngün, bunun yanı sıra dağcılıkta keşif duygusu ve unutulamayacak dağ arkadaşlıklarının öne çıktığını vurgularken, "Savaşta bir tehlikeyi birlikte atlatan insanların öyle arkadaşlıkları vardır. Bunun a benzerini biz dağcılıkta yaşadık. Dağ arkadaşlığının yeri bambaşka oluyor. Bütün bunları kazanıyorsunuz. Zor gelse de dağcılığı sürdürmek iyi geliyor" dedi.

Türkiye'de kendisi gibi 40 yıldan fazla dağcılığı sürdüren kişi sayısının çok fazla olmadığını ifade eden Aydıngün, şöyle devam etti:

"Dağcılık sizi hep hareketli, ayakta tutar. Hep bir planınız, arkadaşınız olur. O yüzden dağcılık çok keyifli bir yaşam ve sürdürülebilecek bir spor. Dağcılık benim için; Macera duygusu, fiziksel aktivite ve dostluk… Vücudum müsaade ettiğinden biraz öteye devam ettireceğim. Belki dozu düşürürüz, frekansı azaltırız, daha seyrek gideriz ama o ışığı söndürmeyeceğim. Mahallede basketbol oynarken canınız sıkıldığında bırakır gidersiniz. Dağcılıkta öyle bir şey yok. Dağda mideniz bulanıyor, başınız ağrıyor, fırtına çıkmış ve kamp 6 saat uzaklıkta olabilir. Kahramanlıktan söz etmiyorum. Ama durmamanız gerekiyor. O 6 saat yürünecek. 6-10 saat yürüdüğümüz, susuz kaldığımız, bütün gün yemek yemediğimiz oldu. Bunları kahramanlık olarak anlatmıyorum. Bunu yapabiliyor olmak insana kendi bedeni için müthiş güven veriyor. İnsanın bedenine güven duygusu dağcılık sayesinde oluyor. -20'de çok sıcakta kamp yapabiliyoruz. "Tedbirimi alırsam her koşulda kendimi yaşatırım" diyorsunuz. Youtube kanalımda ultra maraton koşularım, dağcılık tırmanışlarım var. Eski-yeni meraklıların bakmasını isterim."

Görüntü Dökümü:

---------------------

Haldun Aydıngün'ün dağdaki görüntüleri

Haldun Aydıngün'ün röportajı

Genel ve detay

23.02.2020 - 12.00 Haber Kodu : 200223078

==========================

(ÖZEL)

11- "TEK TİP BESLENME, HEM SAĞLIĞA, HEM DOĞAYA, HEM DE ÇİFTÇİYE ZARAR'

DÜNYA Doğayı Koruma Vakfı (WWF) Gıda ve Tarım Programı Müdürü Arzu Balkuv, insanlığın büyük oranda aynı gıdalar ile beslendiğini belirtti. Tek tip beslenmenin hem insan sağlığına, hem doğaya hem de çiftçiye zarar verdiğini belirten Balkuv, "Tüketici olarak yediklerimizi ne kadar çeşitlendirirsek, çiftçi de o kadar çeşit ekecektirö dedi.

WWF'ın yayınladığı "geleceğin 50 gıdası" adlı araştırma raporunda insanlığın yüzde 75'nin, 12'si bitkisel, 5" ise hayvansal, toplam 17 gıda maddesiyle beslendiği ortaya çıktı. Türkiye dahil, bütün dünya ülkelerinin monokültür beslendiğine vurgu yapılan araştırmada, bitkisel besinlerinde büyük bir çoğunluğunuzda pirinç, buğday ve mısır olduğu belirtildi. Hem insan sağlığı, hem de doğa açısında zararlı olan tek tip beslenme konusunda ise uzmanlar işlenmiş gıdalardan uzak durulması gerektiği konusunda vatandaşları uyardı.

WWF Gıda ve Tarım Programı Müdürü Arzu Balkuv, rapora ilişkin açıklamalarda bulundu. Balkuv, "Bu raporun çıkış noktası ne kadar az sayıda aynı gıdalar ile beslendiğimizi ortaya koymak. Yani insanlık büyük oranda aynı gıdalar ile beslendiğini vurgulamak. Bu anlamda da hem doğa koruma açısından, hem de insan sağlığı açışından beslenme şeklimiz önem arz ediyor. Tük halkı, diğer dünya ülkeleri gibi benzer beslenme şekline sahip. Örneğin; biz çoğu zaman her öğünümüzde makarna veya pilav yiyoruz. Ve bu yediklerimiz çoğu zaman daha işlenmiş türler oluyor. Biz her öğünde makarna tüketmek yerine, makarnanın da siyez buğdayından yapılan halini tüketebiliriz. Ya da beyaz pirinç yerine Tosya pirinci kullanılabilir. Hem daha sağlıklı, hem de daha az rafine edilmiş ödedi.

'ATALIK TOHUMUMUZU KAYBETMEMEMİZ LAZIM'

Türkiye coğrafyasında yaşayan insanların çok şanslı olduğundan bahseden Balkuv, "Birçok bitkinin, gıdanın ana vatanıyız. Örneğin; siyez buğdayı, günümüze kadar gelen, genetiği değiştirilmemiş son derece kıymetli bir buğday türü. Siyez buğdayı şu üretilen endüstriyel buğdaydan çok daha faydalı besinler içeriyor. Aynı zamanda mikro besinler açısında 2 kat daha fazla zengin. Hatta Kastamonu yöresinde bir deyim vardır. "Siyezi taşa atsan taştan çıkar" derler. Bu sebepten bizim siyez gibi binlerce yıllık atalık tohumumuzu kaybetmememiz lazım. Yani sadece bildiğimiz anlamdaki buğdayı veya mısırı tüketmemiz gerekmiyor. Bize ait olan buğdaylardan Kavlıca, Gernik, Karakılçık bunlardan sadece bazıları, ya da pirinç tüketmek istiyorsanız, kabuklu pirinç önerebilirim" diye konuştu.

'YEDİKLERİMİZİ NE KADAR ÇEŞİTLENDİRİRSEK ÇİFÇİ DE O OKADAR ÇEŞİT EKECEK'

İnsanların yediklerini ne kadar çeşitlendirirse, çiftçinin de ürünü çeşitlendireceğini ifade eden Balkuv şöyle devam etti:

"Biz tüketici olarak yediklerimizi ne kadar çeşitlendirirsek çiftçi de o kadar çeşit ekecektir. Bunun doğada yaşanan bütün canlılara faydası var. Mesela bir arı olduğunuzu düşünün. Ve endüstriyel açıdan kilometrelerce aynı ürünün yetiştiğini düşünün, bu durum bir arı için bir nevi çöl demek, çünkü arı gıdasını bulabilmek için kilometrelerce uçması gerekiyor. Fakat siz çeşitli gıdaları bir arada yetiştirirseniz, arı kısa mesafede gıdasını alabilecek olur. Aynı zamanda atalık çeşitlerini tercih edersek, tek tip yetiştiriciliğin yarattığı zararı önlemiş oluruz. Burada tüketicinin yapması gereken atalık çeşitlerimize, yerel ürünlerimizi desteklemek ve tüketmek."

'VATANDAŞIMIZ BİLİNDİK BUĞDAYI TERCİH EDİLİYOR'

İş yerinde tahıl ürünleri satan İzzet Gürel ise, "Vatandaşımız bilindik buğdayı tercih ediliyor. Çünkü bilinmiyor. Tercih edilmediği için de tezgahlarda teşhir etmiyoruz. İsteyen olursa çıkartıp veriyoruz. Fiyat olarak da biraz fark ediyor tabi. Ne zaman müşteri talep ederse, biz de açıkta satmaya başlarız." ifadelerini kullandı.

Vatandaşlardan bazıları uzmanların uyarılarını dikkate alırken, bazıları ise bilinen gıdalardan vazgeçmediklerini söyledi. Pazarda alışveriş yapan Ayşe Arslan, "Farklı tür buğdayları yeni yeni tüketmeye başladım O da diğer buğdayların genetiği ile oynandığını bildiğim içinö dedi.

Huriye Aktaş da, "Siyez buğdayını bilmiyorum, normal buğdayı biliyorum" diye konuştu.

Türklerin aynı gıdalarla beslendiği düşüncesine katıldığı kaydeden Feyza Engerek ise, "Aynı tip yemekleri yediğimiz doğru katılıyorum. Kolay olduğu için herhalde aynı yiyecekleri yemeyi tercih ediyoruz" şeklinde konuştu.

Ferhan Engerek de "Tek tip beslemiyoruz. Her şeyi yiyoruz. Sebze de yiyoruz, proteinimizi de alıyoruz, etimizi yiyoruz. Uzmanlara katılmıyorumö diye konuştu.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ

----------------------------

-Buğday çeşitlerinin detay görüntüleri

-Muhabir anonsu (esma murat)

-Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) Gıda ve Tarım Programı Müdürü Arzu Balkuv röportaj

- Esnaf İzzet Gürel röportaj

-Vatandaş röportajı sırasıyla

Ayşe Arslan

Huriye Aktaş

Feyza Engerek

Ferhan Engerek

-Siyez buğdayı

İşlenmiş buğday çeşitleri

-Genel ve detay görüntüler

==================================

10-FOBİLERE YENİ NESİL UYGULAMA İLE ÇÖZÜM

SANAL gerçeklik uygulaması ile yükseklik, karanlık, hayvan ve uçağa binme fobileri olan kişiler, korkularıyla yüzleşiyor. Ayrıca artırılmış gerçeklik uygulaması ile de böcek ve örümcek korkusu olanlar korkularıyla baş etmeyi öğreniyor. Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, teknolojinin artık terapilerde de birtakım olanaklar sunduğunu ve etkili sonuçlar alındığını belirtti.

Toplumda çok sık görülen fobiler arasında yer alan yükseklik, karanlık, uçak, hayvan, böcek ve örümcek korkusu, yeni nesil teknolojilerle tedavi edilebiliyor. Sanal gerçeklik uygulaması ile fobisi bulunan kişi, bir sanal gerçeklik gözlüğü yardımıyla gerçeğine yakın bir şekilde korkularıyla yüzleşiyor. Artırılmış gerçeklik uygulaması ile de kişi gözlük takmadan bulunduğu yerde böcek ya da örümcek korkularıyla baş edebiliyor. Bu uygulama ile kişi kendi odasında ya da terapistinin masasının üzerindeki böceği, üç boyutlu olarak görebilirken elinin üzerinde de gezdirebiliyor. Maruz bırakma çalışması olarak da isimlendirilen bu yöntemle fobilere çok daha çabuk çözüm bulunuyor.

'KORKUYA MARUZ KALINMASI GEREKİYOR'

İnsanlarda, farklı fobilerin olduğunu belirten Uzman Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, kaygı bozuklukları ve fobilerin tedavisinde en etkili yöntemin bilişsel davranışçı terapiler olduğunu ifade etti.

Çiğdem Demirsoy, "Bazı hastalarımız fobilerinin bilincinde olarak geliyorlar, ancak bazen de başka şikayetle geliyor, konuşmalarımızda fobileri olduğunu görüyoruz. Araştırmalar da bunu gösteriyor ki insanların çoğunda yükseklik korkusu, hayvan fobileri ve uçuş korkusu en sık yardım alınan problemler arasında bulunuyor. Kapalı yere girme korkusu olan kişiler emar çektiremiyor, böylece sağlıkla ilgili sorunların çözümünde sıkıntı yaşama durumları söz konusu olabiliyor. Kaygı bozuklukları ve fobilerin tedavisinde en etkili yöntem bilişsel davranışçı terapilerdir. Bilişsel davranışçı terapilerde, kişinin kaygı yaratan düşüncelerini nasıl tanıyacağı, bunları ortadan nasıl kaldıracağı, nasıl değiştireceği öğretilir. Kaygı bozukluklarında sadece düşüncelerle terapi odasında çalışmak yeterli olmuyor. Yaşanan korkunun, kaygının tetiklendiği durumlarda kişinin birtakım davranış deneyleri yapması ve korkuya maruz kalması gerekiyorö dedi.

'TEKNOLOJİ TERAPİLERDE DE BİRTAKIM OLANAKLAR SUNUYOR'

Korkudan kaçma davranışlarının daha önceden yerleştiğini ve alışkanlık haline geldiğini anlatan Demirsoy, "Bundan dolayı terapi odasının dışında kişinin uygulaması için ev ödevleri veriyoruz. Ancak bu alışkanlıklar sebebiyle davranış uygulamalarını da yapmakta güçlük çekebiliyorlar. Günümüzde teknoloji artık, terapilerde de birtakım olanaklar sunabiliyor. Sanal gerçeklik uygulaması dediğimiz yöntem, terapide maruz kalma uygulaması dediğimiz çalışmaları yapmamıza yardımcı oluyor. Kişi, bir sanal gerçeklik gözlük yardımıyla ya da bir cep telefonu, bir tabletin aracılığıyla gerçeğine yakın bir şekilde kaygı yaratan durumu terapi odasında deneyimleyebiliyor. Sanal gözlük uygulaması sırasında kişinin kaygısının artması ve azalmasını birtakım ölçümlerle görebiliyoruz. Kişi gözlük içerisinde farklı bir sanal ortamda korkusuyla yüzleşirken, terapiste ekrandan kişinin ne gördüğünü kaygısının artıp azaldığını görebiliyor. Ayrıca deri direnci dediğimiz cilt yüzeyindeki elektriksel aktivite de ölçülebiliyor. Mesela kedi korkusu olup artık işine gidemeyen bir hastamız terapiden sonra arkadaşının kedisini severken çektirmiş olduğu fotoğrafını bizimle paylaştıö diye konuştu.

'FOBİ BİR SÜRE SONRA DEPRESYONU DA BERABERİNDE GETİREBİLİR'

Korkunun doğal bir duygu olduğunu, fobinin ise tehlikeye orantılı olmayan şiddette bir korku yaşattığını, hatta böyle bir durum yokken bile kaygılandırdığını belirten Demirsoy, "Fobiye verilen tepkiler kişiden kişiye çok farklılık gösterebiliyor. Örneğin böcek dendiği zaman evet bir tiksinme, iğrenme hissi normaldir. Ancak fobisi olan kişiler adını duyduğunda, resmini gördüğünde bile panik benzeri duygular yaşayabiliyorlar. Böcek fobisi olan biri böceği televizyonda gördüğünde bile bakamayabiliyor. Fobi bu düzeyde yaşanan bir korkudur. Refleks olarak kişide kaçma duygusu yaratır ve kaçınma davranışları korkunun büyümesine yol açar. Bir süre sonra korkuyu yaşayan kişinin kendine güveni kırılır. "Ben baş edemiyorum, zayıfım" gibi kendi ile ilgili olumsuz algılar gelişebilirken, kaygı bozukluklarına depresyonda eşlik edebiliyorö ifadelerini kullandı.

'KİŞİ ÖRÜMCEĞİ ELİNİN ÜZERİNDE GÖREBİLİYOR'

QR kod denilen artırılmış gerçeklik uygulamasıyla kişinin gözlük takmadan bulunduğu yerde kaygı yaratan böcek ve örümcekleri üç boyutlu olarak algılayabildiğini söyleyen Demirsoy, şöyle konuştu:

"Sanal ya da animasyonla yaratılmış bir ortamda değil, kişi direkt kendi odasında, terapistinin masasının üzerinde böceği görebiliyor. Kendi elinin üzerinde üç boyutlu olarak böceği algılayabiliyor. Bu maruz bırakma çalışmalarına davranışçı uygulamaları da eklediğimizde çok daha çabuk çözüm bulunuyor.ö

'YARDIM ALMAKTAN ÇEKİNMEYİN'

Fobisi olan kişilere seslenen Çiğdem Demirsoy. "Fobi, kişiye zayıf, güçsüz hissettiren bir duygu ama bunun zayıflıkla kişilik zafiyeti ile alakası yok. Tamamen organizmamızın belli durumda belli tepkiyi vermeye alışmış olmasından kaynaklanır. Doğru yöntemlerle yaklaşılırsa bunu öğrenen organizma unutabilir de. Bu yüzden bu durumu kişilik zafiyeti gibi görmeyip yardım almaktan çekinilmemesini öneriyorum. Aksi takdirde kişinin hayatını oldukça etkilenebiliyor ve işlevselliği bozulabiliyorö dedi.

GÖRÜNTÜ DÖKÜMÜ:

-Artırılmış gerçeklik uygulaması ile örümceklerden detay

-Sanal gerçeklik uygulaması detay

-Sevda SARIKAYA Anons

- Psikolog Çiğdem Demirsoy Röp.

-İkinci Anons

-Genel ve detay görüntüler

Kaynak: DHA

HABERE YORUM KAT