1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Erdoğan: Kudüs-ü Şerif üzerindeki haklarımızdan taviz vermemekte kararlıyız

Erdoğan: Kudüs-ü Şerif üzerindeki haklarımızdan taviz vermemekte kararlıyız

Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında, "Kudüs-ü Şerif üzerindeki haklarımızdan taviz vermemekte kararlıyız. İlk kıblemizi, on yıllardır kan, gözyaşı ve işgalden beslenen bir devletin insafına asla terk etmeyeceğiz." ifadelerine yer verdi.

Erdoğan: Kudüs-ü Şerif üzerindeki haklarımızdan taviz vermemekte kararlıyız

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Genel Merkezi'nde büyükelçiler ile gerçekleştirilen iftar programında konuştu. Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında, "Kudüs-ü Şerif üzerindeki haklarımızdan taviz vermemekte kararlıyız. İlk kıblemizi, on yıllardır kan, gözyaşı ve işgalden  beslenen bir devletin insafına asla terk etmeyeceğiz." ifadelerine yer verdi.
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip  Erdoğan, "Nasıl dünyanın 31 ülkesindeki 450 nükleer santral bizim için tehdit  değilse, çok sıkı denetlendiği sürece başkalarınınki de tehdit oluşturmayacaktır.  Ülkemiz ve bölgemiz için asıl tehdit nükleer silahlardır. Ortadoğu öncelikle bu  silahlardan temizlenmelidir, daha ileri gidiyorum tüm dünya nükleer silahlardan  temizlenmelidir." dedi. 
Erdoğan, AK Parti Genel Merkezi'nde düzenlenen Geleneksel Büyükelçiler  İftarı'nda yaptığı konuşmaya, tüm katılımcıları selamlayarak başladı.
Ramazan ayının tüm insanlık için barışa, huzura ve esenliğe vesile  olmasını dileyen Erdoğan, ramazanın yardımlaşma ve dayanışma ayı olduğunu  vurguladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, ramazanın yoksul, garip, mazlum ve mağdurların  sevindiği, sevindirildiği bir ay olduğuna işaret ederek, iftar sofrasının, bütün  statülerin anlamını yitirdiği, herkesin Hak katında eşitlendiği bir muhabbet  sofrası olduğunu ifade etti.
Oruç ibadetinin bir süre aç ve susuz kalmanın ötesinde kendileri için  nefis terbiyesinin, bu dünyadaki var oluş gayelerini sorgulamanın aracı olduğunu  vurgulayan Erdoğan, "Müslümanlar olarak her ramazan ayında murakabe, muhasebe ve  tefekkürle insani taraflarımızı tekrar keşfediyor, kendi iç dünyamızı yeniliyor,  kul olmanın şuuruna varıyoruz." diye konuştu.
Geleneksel hale getirdikleri iftar buluşmasını, ramazan ayının  manasına ve ihtiva ettiği değerlere her zamankinden fazla muhtaç oldukları bir  zaman diliminde gerçekleştirdiklerini belirten Erdoğan, "Rabbim hepimize  ramazanın ruhuna uygun bir şekilde bu ayı idrak etmeyi, bu mukaddes günlerden  istifade etmeyi nasip eylesin diyorum." ifadesini kullandı.
"KİMSE KENDİNİ TAM ANLAMDA GÜVENDE HİSSEDEMİYOR"
Erdoğan, dünyanın zorlu ve sancılı bir süreçten geçtiğine dikkati  çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Karşı karşıya olduğumuz sorunlar sadece belirli bir bölge için değil,  küresel anlamda herkes için farklı düzeylerde de olsa tehditler arz ediyor.  Terör, şiddet, ırkçılık, ayrımcılık, açlık, yoksulluk, düzensiz göç, insani  krizler, doğal felaketler tüm insanlığı büyük sınamalarla karşı karşıya  bırakıyor. Dünyanın neresinde olursa olsun hiç kimse kendini tam anlamda güvende  hissedemiyor. Geleceğe dönük umutlar bilhassa gerilim, fakirlik ve kaosun hakim  olduğu ülkelerde giderek yok oluyor. Belirsizlik ve güvensizlik uluslararası  sistemin adeta alameti farikası, yani belirleyici niteliği haline geldi."
Dünyanın adeta kendi içinde hastalıklarla kıvranan, ızdırap çeken dev  bir organizmaya dönüştüğünü dile getiren Erdoğan, "Biz ise tüm insanlık olarak  sosyal, siyasal ve beşeri hayatımızı giderek daha fazla saran bu hastalıklara  şifa bulmakta yeterli başarıyı halen gösteremiyoruz." dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, küresel anlamda barış ve istikrarın anahtarının  diplomasi olduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:
"Dünyadaki mevcut krizleri çözmenin, yenilerinin de önüne geçmenin  yolu öncelikle diplomasiden geçiyor. Fakat son dönemde krizlere çözüm vasıtası  olarak diplomasinin ciddi anlamda erozyona uğradığını, uğratıldığını görüyoruz.  Diplomasinin imkanlarına daha çok başvurmamız gereken bir dönemde ne yazık ki  bunlardan yeterince istifade edemiyoruz. Diplomasinin ikili ve çok taraflı  sorunları çözmeye, iş birliği ve diyaloğu geliştirmeye, dünyamızı herkese veya  herkes için daha yaşanılır bir yer kılmaya dönük araçlarını etkin şekilde  kullanamıyoruz.
Yakın coğrafyamız başta olmak üzere maalesef bu yetersizliğin pek çok  acı örneği vardır. Mesela Rum tarafının kaprisleri sebebiyle Kıbrıs sorununda bir  türlü mesafe alınamıyor, Filistin meselesi giderek daha çok masum insanın  hayatını kaybettiği bir trajediye dönüşüyor, 7 yıldır 13 milyon Suriyeli'yi  evinden eden, 1 milyondan fazla insanın hayatına mal olan Suriye krizinde çözüm  yolları birileri tarafından hep tıkanıyor. Yemen'de devam eden kaos, Libya'daki  sıkıntılar, Ukrayna'daki malum durum diğer örneklerdir."
"MASUM İNSANLAR BEDEL ÖDEMEYE DEVAM EDİYOR"
Tüm bu krizlerde yeterli irade gösterilmediği ve diplomatik çabalar  sabote edildiği için masum insanların bedel ödemeye devam ettiğine işaret eden  Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle devam etti:
"Diplomasiyi kullanmama, özellikle bu sorundan çok daha büyüğü çok  uzun uğraşlar sonucu elde edilen diplomatik kazanımların dinamitlenmesi  sorunudur. Özellikle popülist kaygılarla hareket eden kimi politikacıların bu  konuda züccaciye dükkanına giren fil misali hareket ettiğini görüyoruz. Yerleşik  teamüller ve uluslararası hukuk ayaklar altına alınırken bölgesel barışın  dinamosu olan çok taraflı anlaşmalar bir çırpıda rafa kaldırılabiliyor. Irkçı,  göçmen karşıtı, İslam düşmanı, çatışmacı ve aşırı sağcı akımların siyaset  üzerindeki baskıları ve talepleri ise bu ateşe adeta benzin döküyor."
Popülizm eksenli iç ve dış politikanın Batılı devletler başta olmak  üzere dünyanın pek çok ülkesini giderek daha fazla esir aldığını dile getiren  Erdoğan, "Özellikle küresel barışa zarar veren bu yıkıcı dış politika anlayışının  tezahürlerinden biri de İran Nükleer Anlaşması ve Kudüs meselesinde atılan  adımlardır." diye konuştu.
Katılımcıların Türkiye'nin nükleer enerji ve nükleer silahlar  konusundaki tavrını yakından izlediğini belirten Erdoğan, "Enerji açığı olan bir  ülke olarak biz nükleer enerjiden barışçıl amaçlarla faydalanılmasını sonuna  kadar savunuyoruz. Her ülkenin buna hakkı olduğunu düşünüyoruz. Enerji ihtiyacını  bu yoldan karşılamak isteyen ülkelerin hakkına da herkesin saygı göstermesi  gerektiğine inanıyoruz." ifadelerini kullandı.
Rusya Federasyonu ile geçen ay inşasına başladıkları Akkuyu Nükleer  Güç Santrali'nin Türkiye'nin artan enerji ihtiyacının önemli bir kısmını  karşılayacağını vurgulayan Erdoğan, Türkiye'yi nükleer enerji konusunda bir üst  lige taşıyacak bu önemli santralin ilk reaktörünü Cumhuriyet'in 100'üncü yılı  olan 2023 yılında hizmete alacaklarını söyledi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları  kaydetti:
"Nasıl dünyanın 31 ülkesindeki 450 nükleer santral bizim için tehdit  değilse, çok sıkı denetlendiği sürece başkalarınınki de tehdit oluşturmayacaktır.  Ülkemiz ve bölgemiz için asıl tehdit nükleer silahlardır. Ortadoğu öncelikle bu  silahlardan temizlenmelidir, daha ileri gidiyorum tüm dünya nükleer silahlardan  temizlenmelidir.
Kendi ellerinde 15 bini aşkın nükleer başlıklı silah bulunduranlar şu  anda dünyayı tehdit etmektedirler. Onlar rahatlıkla bunu kullanırken farklı  ülkelerde nükleer başlıklı silahı olanlar, onlar için niye tehdit oluşturuyor.  Eğer adil davranacaksak, adil yaklaşım göstereceksek o zaman nükleer silaha sahip  olduğu bilinen ülkelerin nükleer güç santrallerini tehdit olarak göstermesinin  dünya kamuoyunda hiçbir inandırıcılığı yoktur. Biz Türkiye olarak İran nükleer  meselesi dahil, hal yoluna koyulmuş krizlerin yeniden köpürtülmesini kabul  etmiyoruz. Amerikan yönetiminin kararı karşısında diğer imzacı ülkelerin  anlaşmaya bağlılıklarını ifade etmelerini de son derece olumlu buluyoruz."
"ASLA TERK ETMEYECEĞİZ"
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip  Erdoğan, "Kudüs-ü Şerif üzerindeki haklarımızdan taviz vermemekte kararlıyız. İlk  kıblemizi, on yıllardır kan, gözyaşı ve işgalden beslenen bir devletin insafına  asla terk etmeyeceğiz." dedi. 
ABD yönetiminin uluslararası hukuku, teamülleri, İslam İşbirliği  Teşkilatı ve BMGK kararlarını çiğneyerek 14 Mayıs'ta attığı adımın 62  Filistinlinin şehit olmasına, 2 bin 700 Filistinlinin yaralanmasına neden  olduğunu belirten Erdoğan, "Bir kez daha işgale karşı demokratik haklarını  kullanırken İsrail'in devlet terörüne kurban verdiğimiz Filistinli şehitlere  Allah'tan rahmet diliyorum" diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaralanan Filistinlilere şifa dileyerek, şöyle  devam etti:
"İsrail yönetiminin 'terörist' diye yaftaladığı Filistinli şehitler  arasında 8 aylık bebekler, kadınlar, gençler, tekerlekli sandalyedeki engelliler  de bulunuyor. Attığı son provokatif adımla Amerikan yönetimi İsrail'in  katliamlarına da ortak olmuştur. Açık söylüyorum, ABD'nin eline Filistinli  çocukların kanı bulaşmıştır. Analarının kucağında katledilen bebeklerin utancı, o  bebeklere kurşun sıkma alçaklığı gösterenlerle beraber bu katillere suç işleme  cesareti verenlerin de yüzüne yapışmıştır. Amerikan yönetiminin bundan sonra  demokrasi, insan hakları, özgürlükler ve barış konusunda söyleyeceği sözlerin  hiçbir kıymetiharbiyesi olmayacaktır. Bebek katillerinin sırtını sıvazlayan bir  anlayışın demokrasinden bahsetmesi tam bir oksimoronluk örneğidir, kendi kendiyle  çelişki örneğidir. Uluslararası hukuku hiçe sayan bir zihniyetin başkalarına  hukuk telkin etmesi ise pişkinliktir, yüzsüzlüktür."
İSTANBUL'DAKİ OLAĞANÜSTÜ İSLAM ZİRVESİ
Türkiye'nin İslam İşbirliği Teşkilatı dönem başkanı sıfatıyla gerek  ABD'nin kararı gerekse İsrail'in işlediği katliama karşı tepkisini açıkça ortaya  koyduğunu vurgulayan Erdoğan, Filistinlilerle dayanışmanın gösterilmesi için üç  günlük ulusal yas ilan edildiğini hatırlattı.
Yaralı Filistinlilerin tedavisi için Kızılay, AFAD ve TİKA gibi sivil  toplum kuruluşlarıyla çalışmaların başlatıldığını, İsrail saldırılarından  etkilenen Filistinlilere yardım için sahadan tedarik yöntemiyle acil insani  yardımların ulaştırıldığını belirten Erdoğan, Türkiye'nin Washington ve Tel Aviv  büyükelçilerinin istişare için çağrıldığını ifade etti. Türkiye'nin zirve dönem  başkanı olarak İslam İşbirliği Teşkilatını acil toplantıya çağırdığına dikkati  çeken Erdoğan, söz konusu çağrıdan 72 saat sonra 50 ülkenin katılımıyla 18 Mayıs  Cuma günü İstanbul'da olağanüstü İslam Zirvesi gerçekleştirildiğini söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirvede kabul edilen bildiriyle uluslararası  barış gücü gönderme yolu dahil, Filistin halkına uluslararası koruma sağlanması,  işlenen suç ve cinayetlerin soruşturulması, tüm ülkelerce Filistin Devleti'nin  resmen tanınması çağrılarında bulunulduğunu bildirdi. Erdoğan, Kudüs'ü İsrail'in  başkenti ilan eden ülkelere karşı yürürlüğe konulabilecek önlemlerin de ele  alındığını dile getirdi.
Zirveye katılarak Türkiye ile birlikte insani duruş sergileyenlere  şükranlarını ileten Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu:
"Bu zirve İslam dünyasının Kudüs meselesindeki hassasiyetini çok açık,  net ortaya koymuştur. Kudüs-ü Şerif üzerindeki haklarımızdan taviz vermemekte  kararlıyız. İlk kıblemizi, on yıllardır kan, gözyaşı ve işgalden beslenen bir  devletin insafına asla terk etmeyeceğiz. Biz özellikle Harem-i Şerif'i, Kudsi  Şerif'i çok farklı tanımış, anlamış bir ümmetiz, milletiz. Orada o kapı, sadece  belli bir dinin mensuplarının girip çıktığı bir kapı değil, o tamamıyla İbrahim  dininin, İbrahim milletinin mensuplarının rahatlıkla girebileceği bir kapı olarak  inanılmış ve böyle açılmıştır. Şimdiyse ne yazık ki siyonistler bu kapıyı sadece  kendi kapıları olarak telakki ediyor ve burada Müslümanların ibadetlerine mani,  engel olmaya kalkıyorlar. Filistin'de yaşanan son gelişmeleri yine Birleşmiş  Milletler Genel Kuruluna götüreceğiz, Genel Kurulda da eminim ki tüm İslam  ülkelerinin ve vicdan sahiplerinin desteğini alacağız. Kudüs üç semavi dinin  mensupları için de barış, huzur ve eman yurdu olana kadar mücadelemizi  sürdüreceğiz."
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'de devletlerini temsilen bulunan  büyükelçilerin de bu kutlu mücadeleye verecekleri desteğe olan inancını da ifade  etti.
"ÇİFTE STANDART HALEN DEVAM ETTİĞİNİ ÜZÜLEREK SÖYLEMEK DURUMUNDAYIM"
Terör örgütlerine karşı tavizsiz mücadelenin önemine değinen Erdoğan,  "PKK ve onun Suriye kolu PYD/YPG, DEAŞ, El Kaide el önemlisi yeni nesil hibrit  bir terör örgütü olan FETÖ ile kararlılıkla bir mücadele yürütüyoruz ancak  uluslararası alanda terör konusunda çifte standartın halen devam ettiğini  üzülerek söylemek durumundayım." diye konuştu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, DEAŞ'e karşı yükselen seslerin PKK ve  türevleriyle FETÖ söz konusu olduğunda sus pus kesildiğine işaret ederek, şunları  kaydetti:
"Hatta PYD/YPG konusunda tavırlar örgütün adeta daha fazla zulüm ve  baskı yapması için destek beyanına dönüşüyor. Ayrıca PKK paçavraları yıllardır  batı ülkelerinde serbestçe kullanılabiliyor. Terörist başının paçavraları aynı  şekilde kullanılabiliyor. Örgüt baskı ve tehditle para topluyor. Mensupları  başkentlerin en merkezi meydanlarında terör propogandalarını rahatça yapabiliyor.  Benzeri bir durum FETÖ için de geçerlidir."
"MÜMKÜN DEĞİLDİR"
Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip  Erdoğan, "Avrupa'nın birçok ülkesi, eli masum kanına bulaşmış katiller için  adaletten kaçabilecekleri güvenli limanlara dönüştü. Terör örgütleri karşısında  böyle ikircikli bir tutum sergiledikçe kimse kusura bakmasın terörle mücadelede  bir arpa boyu yol alınması mümkün değildir." dedi. 
Erdoğan, AK Parti Genel Merkezi'nde düzenlenen Geleneksel Büyükelçiler  İftarı'nda yaptığı konuşmada, bir gecede 251 insanı şehit eden, anayasal düzeni  tehdit eden FETÖ ihanet şebekesinin başının, Amerika'daki malikanesinde güvenle  terör imparatorluğunu yönetebildiğini belirtti.
Meclisi bombalayan, demokrasiyi yok etmek için kan döken canilerin,  bugün dünyanın pek çok ülkesinde ellerini kollarını sallayarak gezebildiğine  dikkati çeken Erdoğan, Avrupa'da daha önce PKK'lı DHKP-C'li teröristlere tanınan  siyasi sığınma hakkının, FETÖ'cü alçaklar için seferber edildiğini söyledi.
Erdoğan, "Avrupa'nın birçok ülkesi, eli masum kanına bulaşmış katiller  için adaletten kaçabilecekleri güvenli limanlara dönüştü. Terör örgütleri  karşısında böyle ikircikli bir tutum sergiledikçe kimse kusura bakmasın terörle  mücadelede bir arpa boyu yol alınması mümkün değildir. Öncelikle teröriste  terörist demeyi bilmek, sonra da onlara karşı el birliğiyle mücadele etmek  şarttır. Bu vahim tablo karşısında Türkiye, bekasına yönelik tehditleri  kaynağında bertaraf etmek için kendi önlemlerini almaktadır." değerlendirmesinde  bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçen yıl Fırat Kalkanı Harekatı bu yıl da  Zeytin Dalı Harekatı ile toplamda 4 bin kilometrekarelik alanının teröristlerden  temizlendiğini ifade etti.
Bu harekatlar sırasında 3 bin DEAŞ'lı, 4500 civarında da PKK/YPG'linin  etkisiz hale getirildiğini belirten Erdoğan, etkisiz hale getirilen YPG'liler  arasında bir kısmı Avrupa olmak üzere farklı ülkelerden gelen yabancı  teröristlerin de bulunduğunu kaydetti.
Bununla birlikte her iki harekat sırasında da çok ciddi karalama  kampanyalarına maruz kalındığını dile getiren Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Bir merkezden yönetilmişçesine ülkemiz hakkında olmadık iftiralar  atıldı, akla ziyan yalanlar söylendi. Pek çok sözüm ona itibarlı uluslararası  basın yayın kuruluşu terör örgütünün yalanlarını sayfalarına, manşetlerine,  televizyon ekranlarına taşıdı. Oysa müttefiklerimizin DEAŞ'tan kurtardığı Rakka  ile bizim YPG'den temizlediğimiz Afrin'in fotoğraflarını yan yana koymak bile  gerçeği görmek için kafiydi. Terör örgütünden alınan Rakka hayalet şehre dönerken  Türkiye'nin kurtardığı Afrin'de, insanlar hemen ertesi gün normal hayatlarına  devam ettiler. Cerablus, El Rai, El Bab bölgesine bütün geri dönen Suriyeli  mültecilerin sayısı şu anda 160 bini aşmış durumda. Halihazırda Afrin'e de çok  sayıda Suriyeli dönmeye devam ediyor."
"HERKES İÇİN BARIŞ, ADALET, REFAH VE KALKINMA İSTİYORUZ"
Erdoğan, 24 Haziran'da Cumhurbaşkanı ve 27. Dönem Milletvekili Genel  Seçimleri'nin yapılacağını hatırlatarak, bu seçimlerle kriz ve kaos üreten mevcut  yapının terk edilerek, istikrarı ve milli iradenin üstünlüğünü garanti edecek  Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ne geçileceğini söyledi.
16 yıldır iktidarda olan bir siyasi partinin Genel Başkanı olarak yeni  yönetim modelini, en büyük reformlardan biri olarak gördüğünü aktaran Erdoğan,  şunları kaydetti:
"16 yıldır kurucu değerlerimizden ve bizi biz yapan hasletlerden asla  sapmadık. 2001 yılı ağustos ayında partimizi kurarken neyi savunuyorsak bugün de  aynı ideali, davayı savunuyoruz. Bizim en büyük arzumuz Türkiye'yi demokraside,  özgürlüklerde, ekonomide özellikle de demokraside ve diğer alanlarda muasır  medeniyetler seviyesinin üzerine taşımaktır, ülkemizi güçlendirirken aynı zamanda  dost ve kardeşlerimizin de ihtiyaç durumlarında yardımlarına koşmaktır. Biz  paylaşmanın, dayanışmanın özellikle bereketine inanan bir medeniyetin  temsilcileriyiz. Biz sadece birileri gibi kendine demokrat, kendine özgü bir ülke  değiliz. Asla da böyle olmayacağız. Biz komşularımız başta olmak üzere herkes  için barış, adalet, refah ve kalkınma istiyoruz."
 


HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.