1. HABERLER

  2. GÜNDEM

  3. Kurmaylık Sınavı Kalkıyor mu? Kurmay nasıl olunur?

Kurmaylık Sınavı Kalkıyor mu? Kurmay nasıl olunur?

Milli Savunma Üniversitesi, Ekim ayında TSK'da Kurmaylık sınavlarına hazırlanırken, devletin zirvesinde, Kurmaylık Sistemi gözden geçiriliyor.

Kurmaylık Sınavı Kalkıyor mu? Kurmay nasıl olunur?

15 Temmuz darbe girişimi ardından bir yıl ara verilen sınavlar, TSK'nın yeniden yapılandırılması kapsamındaki Yeni Terfi ve Atama Sistemi çalışmalarında tartışılıyor. FETÖ'nün TSK'ya sızmak için yoğun faydalandığı sisteme çeki düzen verilmesi vurgulanıyor. Bu doğrultuda sistemin kaldırılması da yeniden düzenlenmesi de masada.Sistemden vazgeçilmesi önerileri, "TSK'ya yarardan çok zarar getirdiği" kanaati üzerinden yapılıyor. Sistemin verdiği zararlar da, "stratejik, operatif ve taktik" açıdan değerlendiriliyor. Kurmaylık Sisteminin Stratejik Seviyedeki en büyük zararı; TSK'ya yön vermek isteyen üst aklın, TSK'nın yüzde 10'luk birimi olan kurmay subaylara etki etme çabasını dün olduğu gibi bugün ve yarın da devam ettirmek isteyeceğinin sürmesi olarak görülüyor.

DARBELER HEP KURMAYLARA YAPTIRILDI

İttihat ve Terakki'den bu yana bütün askeri kalkışma ve darbelerin hep kurmay sınıf kullanılarak yapıldığı ve bu yolla da Türk milletinin hep batının kucağında tutulduğu belirtiliyor. ABD Silahlı Kuvvetleri gibi modern ordularda kurmaylık sisteminin kullanılmadığı, hatta Kurmaylık Sistemini aldığımız Almanya'nın dahi bu sistemi bugün kullanmadığı belirtiliyor. Kurmaylık bulunmayan modern ordularda bugün personelin kariyer için devamlı bir yarış içinde olduğu ve görevini üst düzeyde yapma çabasıyla dikkat çektiğine işaret ediliyor ve Türkiye'nin de bu yolu izlemesi öneriliyor. Bugün TSK'da Kurmay subayların "seçilmişler" arasında görüldüğü, yurtdışı görevler gibi "Havuç" tabir edilen imkanların yüzde 90'ına bunların sahip olduğu, bu imkanları nasıl arttıracağı gibi konularla ilgilendikleri, kurmayların sahadaki görevlerde, İç Güvenlik Harekatı taburlarında neredeyse hiç bulunmadığı ifade ediliyor. Akademiye çalışan bir subayın asgari 1, azami 3 sene mesleki konularından uzak kalarak akademik çalışma yapması nedeniyle terörle mücadelede yıldızı parlayan subayların Akademi kazanma oranının hayli düşük kaldığına işaret ediliyor.

Kurmaylık Sınavı Kalkacak Mı? Kurmay nasıl olunur?

HAREKAT BECERİSİ ÖNE GEÇİRİLMELİ

Kurmaylık Sisteminin kaldırılması önerisi, Yeni Terfi ve Atama Sistemi ile tüm TSK personeli devamlı bir yarış içinde tutularak devlete en faydalı olacak, devletin işleyişine müdahale etmesini aklından geçirmeyecek şekilde çalışmasını sağlayacak bir sistemin uygulamaya konulmasını içeriyor. Kurmaylık Sınavı kaldırılarak Harp Akademilerinin tüm subayların kariyer programlarının ve bazı eğitimlerin yapıldığı kuruma dönüştürülmesi; Üsteğmenlikten Albaylığa kadar subayların almaları gereken eğitimlerin ilgili Harp Akademisi tarafından hazırlanması öneriliyor. Kurmaylık sisteminin yenilenmesini öngören ikinci model ise, 600 yıllık köklü geçmişi olan TSK'nın yeniden milli değerlerine dönmek suretiyle sistemi baştan yazması önerisine dayanıyor. Mevcut kurmaylık ve kurs sistemlerinin özümsenmediği ve TSK imkan ve kabiliyetlerine çok da uymadığı eğitimlere sahip olduğu savunulan bu öneride, bu sistemin sonunda millilikten uzaklaşarak halkın malına ve canına gözünü kırpmadan ateş eden hainler yetiştirdiği vurgulanıyor.

KURMAYLIK BİR KARİYERDİR SINIF DEĞİL

Kurmaylığın TSK içinde bir sınıf değil bir kariyer olduğu, ordu içinde bir üstünlük ve ayrıcalık vasfı olarak değil eğitimde örnek ve mütevazı subaylar yetiştiren bir sistem olması gerektiği vurgulanan bu öneride, gerek kurmay gerekse sınıf subayları arasında yaratılan eşitsizliği de sona erdirecek revizyon önerileri getiriliyor. Bu öneriler arasında, "Bölük ve Tabur Komutanlığı yapmadan Akademi Eğitimine başlanmaması, Akademi sınavının Albaylık Rütbesi 1'nci yılına kadar olması, eğitim imkanlarının sadece kurmay subaylara değil sınıf subaylarına da tanınması, ve kurmaylığın terfilerde bir ayrıcalık olarak görülmemesi ve sınıf subaylardan da Akademiye öğretmen alınması gerekliliği" dikkat çekiyor. iki öneride de Kıta ve Karargahlarda uzmanlaşma çağrısı yapılıyor. Halen subaylar kıta ve karargahlar arasında belirli süre ile tayin görürken, subayın yürüttüğü görevde uzmanlaşması için yeteneğine göre bu iki hizmetten birinde sürekli görev yapması ve yatay geçişlerin asgari seviyede tutulması isteniyor.

PİLOTLAR KURMAYLIK SIRASINDA

Kurmaylık için hizmetten feragat gerekliliği ortada dururken, ekimde yapılacak sınava, Hava Kuvvetleri'nde en çok ihtiyaç olan F-16 pilotlarının ilgisi dikkat çekti. Genç pilotlar arasında FETÖ örgütüne üye olma oranı yüksek iken ve halen FETÖ ile mücadele devam ederken, 2017-2018 yıllarında 112 pilotun kurmaylık eğitimine alınması planlanıyor. Bu durumun, terör örgütlerine harekatlara negatif etkisi olacağı vurgulanıyor. Tüm bu öneriler, mevcut kurmay ve atama sisteminin Türkiye'nin ve TSK'nın gelişiminde en büyük engel olduğu tespiti üzerine yapılıyor. Eğitim sisteminde "Milli olma" kavramının, personelin benliğine nakşedilmesi gerektiği vurgulanıyor. Halen Personel Kanunu 47. madde uyarınca korgenerallik ve koramiralliğe terfilerde kurmaylık zorunlu. Her iki öneride de bu maddenin kaldırılarak kurmay ve sınıf subaylar arasındaki terfi eşitsizliğinin giderilmesi, aksi taktirde kripto FETÖ şüphelisi kurmay subayların tekrar ordunun yönetimini ele geçirmeleri ihtimalinin her zaman bulunduğu uyarısı yapılıyor. Bir diğer dikkat çeken öneri ise, başarılı ve sisteme faydalı olacağı kanaati hasıl olan emekli personelden karargahlarda ve kıtalarda danışman olarak yararlanılması. Böylelikle tecrübelerin aktarılması suretiyle TSK'nın daha da güçleneceği belirtiliyor.

Kurmay ve general nasıl olunur?
Genelkurmay Başkanı’nın son konuşmasının yol açtığı bir hayıflanmayla, “Fevkalâde sığ, yetersiz, beceriksiz, mesleklerinin gereklerini yerine getiremeyen generaller galerisine döndü TSK. Ne savaşı caydıracak askerî bir kapasiteleri, ne barışı sağlayacak entelektüel bir derinlikleri var” diyordu geçenlerdeki yazısında Ahmet Altan, haklı olarak.

Ergun Babahan da, Star’da, bu durumda olanları “Harbiye’den mezun olduğu kafayla kalmış, Harp Akademisi’ne gitmemiş kıt’a subaylarına özgü zannederim. Meğer, İngilizce kitap okuyan, kendini entelektüel diye pazarlayan da aynı kafadaymış” diyerek, benzer bir düş kırıklığını dile getiriyordu.

Çok kimseler var ki, böyle düşünüyorlar.
Pekiyi, buraya nasıl gelindi, neden böyle oluyor, bunun nedeni ne?
İlkin, subay kimdir, kurmay kimdir, general kimdir, buna bakalım dilerseniz.

Harp Okulları, TSK’ya “taktik seviye”deki birliklere komuta etmek üzere subay yetiştiren eğitim kurumlarıdır. Harp Okulu ve sınıf okulunu bitirenler “teğmen” rütbesiyle kıt’aya çıkarlar, en sonunda da “albay” olarak emekliye ayrılırlar.

Harp Akademileri ise, üsteğmenliğin son üç ile yüzbaşılığın ilk üç senelerine rastlayan dönemdekilerden olmak koşuluyla kıt’adakiler arasından hem sicil hem sınav yoluyla seçtikleri kimi subayları, “stratejik seviye”deki birliklere komuta etmek üzere yetiştirip kurmay yaparlar. Kurmay olan subaylar, taktik seviyedeki birliklerde komutanlık, stratejik seviyelerdeki birliklerde de karargâh subaylığı yaparak deneyimlenirken, bir yandan da hedefledikleri, ömürleri boyunca meftunu olacakları “general”liğin peşi sıra koşuşturur dururlar.

Kurmaylık, askerliğin muharip ya da yardımcı sınıfları gibi bir sınıf değildir. O, bir düzeyin; generalliğe giden biricik yolun adıdır. O, seçilmiş dar bir çekirdek kadronun içine erkenden alınıp, geleceğin muhtemel generalliklerinde şimdiden “rezervasyon” edinmek demektir.

Okula başlarken ilk kez girdikleri ortamı “tek düze” bulup “yaramazlaşan” zekâ yüklü çocuklara, bizdeki “pedagojik özürlü” eğitimcilerin yaklaşımları nasıl olumsuz ve dışlayıcıysa... dünyayı ve hayatı sorgulama arayışlarının dalgalarında sörf yaparlarken beyinsel adrenalinleri yüksek seyreden kıt’aya ilk çıkan teğmenlerin de... ta öğrenciliklerinden beridir düşünsel anlamda en atak ve kabına en sığmaz olanları... atlarından acımasızca ve kıskançça düşürülerek , işte şimdi benzer biçimde harcanıverirler. Bunlar, daha yolun başındayken, ya ordudan atılırlar ya da bilemedin hırs ve hevesleri kırılarak, küstürülüp, bir kenara itilenlerden olurlar.

TSK, her yılki subay “devre”lerinin, liderlik vasıfları taşıyan en idealist, en hevenkli, en “eski köye yeni âdet” getirmek isteyen, bir şeyler katmanın en peşinde ve muhtemeldir ki en başarılı olabilecek çocuklarını, mesleklerinin daha ilk yıllarında “bir güzel harcamayı” bugüne kadar çok iyi becermiş (!) bir kurumdur.

Ve bu yüzden de, gerçekten hak edenleri bir yana, genel olarak çoğu en sıradan, en “etliye sütlüye” karışmayan, en “söz dinleyen” ve “vur sırtına al lokmayı ağzından” olanlara kalır, akademiye gitmek de. Zaten akademi başvurusuna “olur” onayı verecek olan komutan da nihayetinde kurmay ya da general birisidir. Onun da arayacağı, bir vakitler kendisinin de başına gelen bu tür özelliklerdir. Onun olumlu kanaati olmadan, ağzınızla kuş tutsanız akademiye gidemezsiniz. Akademi adayları, fikir beyan etmeyen, ki bu özellik çok önemlidir; komutanın emirlini kayıtsız şartsız, mutlak bir itaatle yerine getirenlerden seçilirler.

Kendilerini günlük rutine kaptırıp, birliği ve görevi için canhıraş çalışan, bu nedenle de sınavlara hazırlanmak üzere fırsat bulamayan ve yaratamayanlar da akademiye giremezler. Şimdi Şırnak’ta ya da Hakkâri’de, dağların arasına sıkışmış o mevziden bu mevzie, canı burnunda koşuşturmalarla gecesi gündüzüne karışmış, şöyle deliksiz bir uykuya ve sıcacık bir duşa dahi hasretken... bu koşullarda kalkıp akademiyi aklından geçirmeye yeltenmek... neredeyse kendisinin bile kınayacağı durumdakiler için, meselâ böyledir.

Ama akademi sınavlarına hazırlanmak için “mesaiden çalarak” zaman bulabilenler ya da tayin yeri itibariyle masun kentlerin büyük karargâhlarında, kırmızı biyeli pantolonlarının altına rugan ayakkabılar giyerek, harici elbiseleriyle dolaşabilenler için, durum hiç de öyle vahim ve elem verici görünmemektedir.

Devre arkadaşları Yüksekovalarda akıl almaz streslerden kafalarını kaldıramazlarken, böyleleri şimdi akademi sınavlarına kolaylıkla hazırlanmakta, emri altında oldukları komutanlarının “bir dediklerini ikiletmeyerek”, fıstık gibi bir geleceğin kapılarından içeriye sızmak ve süzülmek üzeredirler. İlkin kurmay, ardından da general olduklarında, okullardayken bir zamanlar yedikleri-içtikleri ayrı gitmemiş, aynı sıralarda yan yana oturdukları yahut altlı-üstlü ranzalarda yattıkları, yüzleri ve elleri dağ rüzgârlarıyla kavrulmuş, albaylıklardan emekli en yakın arkadaşlarından dahi, kendilerine “paşam” denmesini bekleyeceklerdir.

Bunların eşlenikleri sivil hayatlarda da vardır, eğer görürseniz. Uzakların unutulmuş ilçelerinde başlayıp, orası senin burası benim diyerek; Anadolu’nun otuz yıllık “gez babam gez” türü “hâkim”likleriyle, Ankara’nın “yükseklerdeki yargı yerleri”nde erken ilişkilerle yer edinmişlikler, bir midirler meselâ? (Yarın devam edeceğiz...)

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.