İbrahim Ciminli

İbrahim Ciminli

Hicret ve Ensar Olmak

1444 yıl önce bugün; 1 Muharrem günü, Peygamberimiz Hazreti Muhammed Aleyhisselam, kendi öz vatanı Mekke’den müşriklerin zulmü yüzünden Allah’ın emriyle Medine’ye sığınmak için hicret yolculuğuna çıkmıştı. Dostu ve arkadaşı Hazreti Ebubekir ile birlikte Mekke’yi terketmişti. Kur’an-ı Kerim’de hicret ile ilgili 19 Ayet-i Kerime vardır.

Hicri yılbaşının, yani ay takviminin başlangıcı da bugündür. Biz müslümanlar ibadet günlerimizi ( Ramazan Orucu ve Hac gibi), kandil ve dini bayramlarımızı bu takvime göre idrak ederiz. Peygamberler tarihinde birçok hadisenin Muharrem ayında vuku bulduğunu görmekteyiz.

Muharrem ayı deyince; aklımıza aynı zamanda hüzün, çile ve şehadet gelir. Peygamberimizin hüzünlü ve zor bir yolculukla Medine’ye hicretinden 58 yıl sonra, ne hazin bir tecellidir ki; aynı günlerde onun torunu, göz bebeği, baş tacımız Hazreti Hüseyin efendimiz, yanındakiler ve Ehl-i
Beyt’ten çok sayıda göz nurumuz da Kerbela’da yine Muharrem ayının ilk günlerin de katliama uğrayarak şehit edilmişlerdir.

Peygamberimiz Hazreti Muhammed Aleyhisselatü Vesselamın hicreti ve hicret olayı bize şu gerçekleri ifade etmektedir: 1- Kafirler ve zalimler fırsatını bulurlarsa müslümanlara en acımasız zulümleri yaparlar. Mekkeli Müşrikler bunu yapmıştır. 2- “Can pahasına peygamber sevgisi”nin örnek şahsiyetleri; Hazreti Ali efendimiz ve Hazreti Ebubekir efendimizdir. Hazreti Peygamberimiz Aleyhisselam hicret için evinden ayrıldığında, Hazreti Ali efendimiz onun yatağına yatarak, suikaste gelen müşriklerin tuzağını boşa çıkarmıştır. Hazreti Ebubekir efendimiz de bu zor ve tehlikeli yolculukta peygamberimiz Aleyhisselam’la birlikte Medine’ye kadar beraber yolculuk yaparak can yoldaşı olmuştur. Hazret Ali (r.a.) fedakarlık ve cesarette en güzel örnek, Hazreti Ebubekir (r.a.)’de dostlukta en güzel örnekliği göstermiştir. 3- Medineli müminler yani Ensar, kendilerine sığınan muhacirlere yani Peygamberimiz Aleyhisselam ve onun hicretinden sonra Medine’ye sığınan müminlere kucak açmışlar; evlerini, aşlarını, bağlarını- bahçelerini onlarla paylaşmışlardır.

İslam tarihinde meydana gelen hicret olayının iki tarafı vardır; “Ensar ve Muhacir.” Eğer Ensar, Peygamberimiz ve sahabeyi kabul etmeseydi muhacirlerin sığınacakları bir liman olmayacaktı. Çok daha büyük sıkıntılara maruz kalacaklardı.

Günümüzde de müslümanlar dünyanın dört bir yanında zulme ve katliama uğramaktadırlar. Bundan dolayı da yerlerini yurtlarını terk ederek hicret etmektedirler. Kimileri sığınacak bir liman bulmakta, kimileri ise okyanusların derin sularında, aşılmaz dağlarda ve yollarda kurda kuşa yem olmakta, ya da hastalanarak can vermektedirler. Muhacir; günümüzdeki anlamıyla sığınmacı deyince aklımıza Peygamberimiz ve Ashab-ı Kiram gelmektedir. Hicret olayından payımıza düşen, sığınmacılara merhametle yaklaşıp onların ihtiyaçlarına yardımcı olmaktır; Ensar olmaktır. Ensar olmak Allah’ın bir lütfudur ve bizlere verdiği bir fırsattır. Kur’an-ı Kerim’de Yüce Allah bu konuda şöyle buyuruyor: “ İman edip hicret eden ve mallarıyla canlarıyla Allah yolunda cihad edenlerle, onlara kucak açıp yardım edenler, işte onlar gerçek mü’minlerdir. Onlar için bir bağışlanma ve kesintisi olmayan güzel ve bol rızık vardır.” ( Enfal 8 /74)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT